ayna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2011 Cumartesi

Yasemin'in aynası


Ayna bitti yerine ulaştı... Şimdi sıra yapım öyküsünde... Çünkü Yasemin çok merak etti. 
Efendim, öncelikle basit ya da iyi kalite bir resim defteri ya da kağıtlarını istediğiniz renklerde suluboya ya da akrilik boyalarla şakada şukada boyuyorsunuz. Tam anlamıyla şakada şukada olmalı... ton farkı olsun diye...  İyi cins bir resim defteriniz varsa parçalarınız daha kalın olur, bakkal tipi olanlar ise ince... Tercih sizin.


Şakada şukada boyanan kağıtlar, cırt cırt yırtılıyor... Renkleri ayrı yerlerde biriktirmek daha mantıklı, çünkü insan ararken kafayı yiyebilir. Ve sonra bildiğiniz mozaik çalışması başlıyor. Uygun boy ve biçimde kağıtları tonlarına göre bir araya getirip tek tek arkalarına ahşap tutkalı sürüp yerlerine yapıştırıyorsunuz. Yapıştırılan yerin altı beyaz tabii ki... aralık bırakıyorsunuz ki, sonradan derz gibi görünsün. kağıtlar koparılırken etraflarında beyaz kısım kalabiliyor, hiç önemli değil. arada kaynayıp gidiyor. 


Grupladığınız kağıtlardan şekli uymayan varsa, sağından solundan yırtmak da mümkün... onca kopuk parçanın arasından arayıp uygununu bulmak da... yaparken ki ruh halinize bağlı... ilk grup ortaya çıkınca ilerlemek daha keyifli çünkü artık, desen size renkleri söylemeye başlıyor... buraya bir sarı, şuraya bir eflatun... 


Hiç bir çiçek diğerine benzemiyor...


onca yeşil yaprak olur mu? arada sarılar da var. 


Arada bir yaprak da çiçeklerden düşmüş olur... iki yapraklı kalmış olur... renk değiştirmiş olur... Eğlenceli yani...  kendi yarattığınız bahçenin öyküsünü de yazıyorsunuz


Ayna biter çerçeveciye gidilir, ayna tıkılır. Ama üstü naylonla gayet sıkı sarıldığı için açılıp fotoğrafları çekilemez... Ayna ayrıntıları Yasemin ve kocasına ait... Çok sevindim. Bir tek ben değilmişim flu çeken :))) 


Gönderdikleri fotoğrafların altında bir de bu muhteşem sultan vardı. "Bu ayna değil" notuyla birlikte :))) 
Bence hayvanlar, hayatta bulunabilecek en güzel aynalardır...
Kim olduğunuzu, nasıl hissettiğinizi size gösterirler. 
Yasemin artık atölye'deki kursa gidiyor. 
Bu aynayı yatak odasında değerlendireceğine göre... O aynayla takım bir kutu yakışır odaya... 
Kağıtları benden... 


13 Temmuz 2011 Çarşamba

uçtu uçtu, Panço uçtu!


Hareketlenmeye başladık. Gün geçtikçe marifetlerimiz ortaya dökülüyor. Dün mahallenin yeni bir üyesiyle, bir Golden'la tanıştık. Bİrbirlerini görünce heykel oyunu oynuyor bunlar. Tıp denmiş gibi durup bakıyorlar. Bir sonraki hamleyi kestiremediğim için tasmayı kısaltıp ben de heykel oyununa katıldım. A, karşımdakiler de öyle... E, nereye kadar duracağız? İstediğin kadar çek, kıpırdamıyorlar yerlerinden. En iyisi muhabbete girmek. 

"Saldırmayı mı düşünüyor?" dedim. "Hayır, bizimki saldırgan değil." dedi. Benimki tipsiz ya... Saldırması beklenen o. "Ben de bunun saldırdığını görmedim tam, tersine biraz tırsak" dedim.  ufak ufak hareketlendik. Önce burunlar birleşti. Kuyruklar sallandı, sonra popolara sıra geldi. Hah! Kurtulduk... Bir anlamsız sevinç halesiyle sarıldık... tasmalara dolandık... Sonra karşılıklı sahiplere selam verildi. Kendini sevdirirken sorun yok da, senin diğeri sevmen sorun oluyor. İkisi de diğerine "sırnaşma lan! o benim" tehdidi savurdu. Hııırrrr!

Ve eve dönüş... "Ver patini bakayım. Aferin oğlum!" Ayaklar silindi. Yine bir anlamsız sevinç ve kuyruk sallama hali... Ne oluyor? Haaaa... Ödül istiyorsun. Ödülü unutmadığına göre ayak sildirmeyi de unutmayacak. İyi. Verelim bakalım. Aldı salonun eşiğine gitti. Sonra havada gördüm! Nasıl yaaa? Havadan cup! diye koltuğun üstüne kondu... Amanın! O koca beden nasıl zıplar öyle? Daha önemlisi... Polat alemdar kıvamında bir yaratığı bu denli zıplatacak ne var o ödülde? Neden bizim için de böyle mutluluk veren bir şey yok? 

Ve sabah! 
Büyük bir şangırtıyla aynen panço gibi havalandım yataktan! Hani böyle şangırtılar falan duyunca insanlar "yataktan deprem oldu" korkusuyla kalktıklarını söylerler ya... Ben de öyle olmadı. "Eyvah! Evin hangi kısmını çökertti ?" diye fırladım. Anında cevabı buldum. Ayna! Kapının girişinde duvara dayalı duran boy aynası! Kimse dokunmuyordu ki o aynaya... O yüzden dayalı olmasının bir sakıncası yoktu. Kıçıyla mı, kuyruğuyla mı devirdi bilemem. Belki de aynadaki suretiyle oynamaya kalkmıştır. Ayna umurumda değildi. Üstüne düştüyse, kıymaya dönmüştür diye korktum. 

Elim ayağım titreyerek açtım kapıyı, yediği haltın başında,  kuyruk sallayarak karşıladı. Öküüüz! Tasmasından tuttuğum gibi salona kapattım iti! İşte böyle anlarda ne Panço ne canım, ne oğlum falan  yok... "Yürü lan, it!" 
Sabahın altı buçuğunda 170 cm lik ayna kırığı temizlemeyecektim, "hadi gel benimle!" demeseydim.  Ne yapalım. Hataları süpürürüz, toplarız, atarız. 

Ayna kırılınca uğursuzluk gelir ya aklına... Benim tam tersi oldu. "Vay be! Büyük bir şans geliyor!" dedim. Tamam yaa, ben tersimdir! Arabayı da geri geri daha iyi kullanmıştım zaten. 
Salkımsöğüt sen bir devri tamamladın ya, bu ayna da yıllar önce sen ofisini kapatırken bana gönderdiğin aynaydı. Arada çatlak kalmasın dedi Panço.  Tıkadık sıvadık. 


Sabah kargalar daha cıvıldamazken yapılan ev temizliğinden sonra, yürüyüşe çıktık. Birgün önce kakasını yapmamıştı beyefendi... Büyük bir torba aldım yanıma... Mahalleyi çişimizle kutsadıktan sonra parka girer girmez yaptı. Allahım! Şu bok toplama faslı yok muuuu!!!!! Gözünü seveyim kedinin yaaa... Kurban olayım ben ona yaaaa! Mısırlılar biliyorlarmış bu işi.. Mezarlarına bile koymuşlar kedi totemlerini... Kutsalım,  pirim, pir-ü pakım benim yaa... 

Eğer köpek birgün önce kakasını yapmadıysa ilk yaptığına oldu bitti gözüyle bakılmamalıymış... O gün sokağa çıkarken iki torba alınması gerekiyormuşmuş... Bugün bunu öğrendim. Beş dakika sonra ilki kadar büyük bir boşaltma daha yaptı. Etrafa farkında değilmişim gibi bakınıp salına salına uzadım ordan... 

Eve döndüğümüzde, bu kez ödül yerine mamasını yedi. Hiç yüz vermedim. Aynayı mı ödüllendireyim? Hıh!
Sonra... Divanda son marifetini buldum. Gizli marifetini. Mutfağa girmiyor diye pek bir seviniyordum. Meğer beni uyuttuktan sonra keşif yapıyormuş... Masanın üzerine kağıdıyla bıraktığım ve sabah kuşlara vermeyi düşündüğüm bayat poğaça kağıdı ütülenmiş halde divanda duruyor! Ve etrafta ufacık bir iki kırıntı. Vay puşt, vay! Gece boş durmamış ağzı. Panço hırsız! Belki hepsi öyledir! 
Ya bu kesinlikle bir planı uyguluyor. Beni uyutuyor, kandırıyor! Bildiğini okuyor!
O korkuları da hikaye çıkacak yakında. Söylemedi, demeyin! 

Ha, bu arada kediye özel servis var. Ayna kıyametinden sonra tabii ki divanın altında kutu kılığına girmişti. Fırça sesiyle çıktı. Suyunu ayağına götürdük. Sonra kucaklayıp çiş kutusuna... Götürmesem aklına gelmeyecekmiş gibi davranıyor. O da buna alışırsa ben bir tasma ve iki kayış takacağım ve birini pançoya birini pumaya vereceğim... Artık onlar ilgilensin benimle...  Ne bu be!

3 Aralık 2010 Cuma

ayna gösterisi :)

Boş bıraktım blogu diye azar işittim. Bari son işimi koyayım dedim. Yakında burası kıl olduklarımı yazdığım yer olmaktan çıkıp hobi bloglarına benzeyecek. En çok takip ettiklerimle yarışacağım nerdeyse... :))

Tenekelere sardırdım bu aralar... MDF den bu ayna çerçevesini alalı nerdeyse 1 yıl olmuştu. Ne yapacağıma karar verinceye kadar çok sabırlıyım. Bir köşede atıl durması beni rahatsız etmiyor malzemenin. Ama karar verince hemen bitmiş halini görmek istiyorum. Acilen pirinç levha aramaya çıktım sokağa... Beyhude bir çabaymış.... Bulamadım. Ama aklımda parlak sarı bir teneke var... Attığım yağ tenekesinin ardından ağıt yakacaktım nerdeyse... Ama bir markete girip bira kutularının arasında bana parlak parlak bakan Miller'ı görünce... Hemen iki adet kapıp kasaya gittim. Ve birden ramazanın ilk günü olduğunu hatırladım. :)))

Biralar tüketildi. Tenekeler yıkandı ve kesildi... Balıklar, yıldızlar, ay ve yelkenli... Ama benim bir de güneşe ihtiyacım vardı... Güneş gibi bir teneke bulamadım ne yazık ki... o yüzden çiçekli bir ıce-tea kutusunda karar kıldım... kutu güzel içi berbattı :(

Geri kalan minik yıldızları hazırlardan kullandım... bir kısmı ışığı yansıtmıyor ama, açık kapılar epey ışıltılı... Cep telefonuyla fotoğraf bu kadar oluyor işte...

Ama asıl espri kapalı halinde...
Miller yelkenlisi ve Miller ayının altında seyahat ediyoruz... :)))

Aynayı banyo için yapmıştım. Elektrikçi çağırdım. Derz arasına çakmalarını istedim  ayna asılacak aparatı... İşleri çabuk bitti. İki kişi gelmişlerdi bir aynayı asmaya... O yüzden banyoda kalabalık edemedim. Gittikten sonra astıkları aynayı kaldırıp yapılan işe baktım. Ağzım açık kaldı... Oraya bir demir parçası gibi bir şey sokmuşlar  ve yukarı doğru bükmüşler... Ayna asılınca arkasındaki tel esnemiş... Aynaya bakınca sadece çenemi görür hale gelmişim... İnsanlara ustalık sertifikası verilmeli... Önüne gelen bu işlere kalkışmamalı bence... İki üç ay, dizlerimi kırarak idare ettim. Ama bilen bilir, Feng Shui ye göre bu büyük hata... Yani bu hevesle yaptığım ayna yerinden kaldırıldı, yatak odasına taşındı. Yerine çerçevesini hiiiç sevmediğim büyük ayna asıldı. Şimdi ona yeni bir çerçeve düşlüyorum... Varolan çerçeveyi sökmeden... üzerine yapıştırabileceğim, pratik ve çılgın bir şey... Aklıma gelene kadar, şimdiki haliyle kullanmaya devam  :)

Güzel olmuş mu?