14 Ekim 2011 Cuma

sonbahar...mı?

İstanbul'da sonbahar biraz tuhaf... ya da son yıllarda öyle oldu... son güne kadar 25-27 derece... sabah ya da akşamlar serin... Sokakta hala askılı bluzlarla gezenleri de görüyorsun, ceketlileri hatta pardesü giyenleri de... Giyinmesi en zor mevsimlerden biri... kışlıkları mı çıkartacaksın, yazlıkları ne zamana kadar tutacaksın falan... acayip bir salaklık dönemi... sonra bir gün kalkarsın Aa! kış gelmiş. Kaloriferler yanıyor! Dün balkonda çiçekleri sularken güneş vardı... Sonca dence çoşmuş benim sardunyalar... Onları uğurlamadan önce kayıt altına almak istedi canım. 


Sardunyalarım keyifli...


Cam güzeli geçen yılı kışı mutfağımda geçirmişti... bu yıl da içeriye transfer olacak... içerde mutsuz oluyor, yapraklarını döküyor ama, soğukta ölmesindense, içerde paspal olması daha iyi :)) baharda topluyor kendini... 


küçük saksıdaki de dayanıklı... kalender çiçekleri seviyorum. her koşula ayak uyduruyorlar :)


Kırmızı-mor küpemin son çiçekleri... bu yıl yer değiştirdi, diğer balkonlar çok rüzgarlı... bakalım kışı nasıl geçirecek... yaprak ve dal kısmı zayıf görünüyor. Neye ihtiyacı var bilmiyorum, ama çiçek konusunda cömert. 


Ve evin son çiçeği :))) 
Ne çiçek ama! Hep yatarken çekiyordum fotoğrafını. Ne zaman mutfağa girsem kapıda durup bana bakışına ve bir şeyler beklemesine bayılıyordum. Gerçi bu bakış onun yarısı bile değil ama, olsun, kandırdım. Rüşvetini bekliyor! İrileşmiş gibi değil mi? Kaburgaları et ve yağ bağlamış... bilenler öyle dediler. Tüyleri uzuyor. Artık yele oluşmaya başladı, avuçlayıp çekiştirebiliyorum. O da benimle Star Wars'un maymun adamı lisanıyla konuşuyor! 


Rüşvetini, yani ödülünü aldıktan sonra ilk günden itibaren son hız kanapeye atlıyor, orda yiyor. Oyuncakları da orda... Gerçi onlarla çok ilgili yok ama, kemirme kemiklerini es kaza sehpanın üzerine koyarsam, usulca ordan alıp kanepenin üzerine bıraktığına tanık oldum. Demek orası özel bir yer onun için. Kemiğini örtünün altına saklamıyor gerçi ama, açıkta bile güvende olduğunu düşünüyor. 


Yakışıklı değil mi? 
Son günlerde ilginç gelişmeler yaşadık... Üç ayı geçti artık yaşam ortaklığımız. İlk ayında bir bahçede başka bir köpekle oynasın diye bıraktığımda tırısa kalkıp kapı parmaklıklarından kaçmıştı... Bu ayın başlarında aynı köpekle, aynı bahçede bir deneme daha yapıldı... Ve Panço'nun gemi çözüldüğünde tırısa kalkmayı sevdiği belli oldu... Otoparkta koşarken baktım da... vay be! tay gibi! çok güzel koşuyor! Baş dimdik. Bacaklar hep aynı açıda havada... çok güzeldi! Komşum benden daha çok telaşlandı! Eh once Cesar izledik di mi? Heyecan yok! Kararlılık var. "Panço! Bekle!" dedim. Ve durdu! Parmaklıklardan geçmedi. Beni bekledi! YEhooo!
Bağırmadım tabii ki. İçimden çoştum. Yanına yürüyüp tasmasını taktım ve çıkıp gittik. Oyun yine yarım kaldı. Üçüncü denemede başaracağız inanıyorum :) 
İkinci güven testi de iki gün önce başıma geldi. Tam apartmana girdiğimizde eğitim tasması ne hikmetse birden boşalıverdi, tasma elimde kaldı. İkimizde şaşkın birbirimize baktık. Yine bozuntuya vermedim. "Hadi yürü!" dedim. Tıpış tıpış yanımda çıktı merdivenleri, aşağıya kapıya gideyim, aman da burda ne varmış falan numaraları yapmadı. Kapıyı açmamı bekledi ve girdi :)) Üç ay için iyi gelişme herhalde bunlar. 


Bugün hava yağmurlu... çiselerken sabah yürüyüşümüzü yaptık. Hava soğumaya başlayınca yatağının üzerine koyduğum eski battaniyeye daha çok ilgi göstermeye başladı. Cicili bicili yataklardan alamadım. Çünkü yine İ.P.A.Y dehşet üçgenindeyim... İPAY'nın açılımı şöyle, İşyok, Parayok, Aşk yok. Hayatımın klasiği! (gerçi iş var ama, henüz parası yok :) Bu da klasiktir. Ama bu iş çok heyecan verici... İyi ki geldi!)
İPAY varsa, çare de var. Eski perdeler devreye girer. Kirli çıkı olmanın yararı var derim hep. Saklayacaksın ama istif etmek için değil, günü geldiğinde değerlendirmek için... o perde dikildi, içine elyaf alındı 2 kilo kadar... Hatta Pançoyla gittik alışverişe... Kapı önünden alışveriş etmeye alıştık. Esnaf da memnun. Panço da... iki kez değil üç kez dışarı çıkmış oluyor. Diktim, doldurdum... sevmediğim kapitone yatak örtüsü de doğrandı kılıf oldu, ama kenarına henüz fermuar ya da cırt cırt yapmadım çünkü çok yumuşak oldu anasını satayım. oğlan yatınca gömülüyor. belki içine bir sünger kestirip koyarım dedim. O yüzden öyle duruyor. Ama Panço giderek alışmaya başladı yatağına. Üzerine battaniyeyi de atınca daha tok oldu sanırım. İdare ediyoruz işte. 
Tam bunu yazarken bir telefon geldi. İPAY dedik ya... Tüy dikti. Eskiden telefon numaraları muhtarlık gibiydi hep aynı mahallede kalmak zorundaydı ya... Eski mahallemde, eski komşuma bıraktığım telefonun borcu yüzünden bu yakada telefon bağlatamamıştım kendime... Komşunun üzerine devrettiğim için de ben gidip kapatamamıştım... uzun hikaye... burda benim için bir başkası almıştı telefonu... gel zaman git zaman benim eski telefon kapatıldı. yine taşındım. Bu kez telefon aldım kendime, çünkü devir için o arkadaşı bulamamıştım... sonunda o arkadaş beni buldu. Haciz mektubu almış... benim yıllardır kullanmadığım telefonun borcu çıkmış... mümkün değil. Otomatik ödemedeydi diyorum... Hiç borcu yoktu. sabit ücreti unutmuşum. Uyuzlar! 
Yahu Türkiye de yaşamak mı zor? Ben mi beceremedim? 
Kıl yumağına döndüm yine!

2 yorum:

  1. çiçeklerine bayıldım,panço da maaşallah yakışıklı olmuş:)ben de eve eklenen ekstralarla bütçemi 5 milyarcık aşmışım, kendime sinir oldum her adımda kaç lira kaç liraa diye sormadığım için...

    YanıtlaSil